Rauf Gerz bu sayıdan itibaren Motor On’da yazmaya başlıyor. Bizlere katacağı, öğreteceği çok sey olduğuna inandığım bu gazeteci-yazarla kısa bir söyleşi yaptık. Yaptığı herşeyi çok iyi ve sıradışı yapan bir adamın motosikletçilikle motosikletçilik dışındaki yaşamını biraraya nasıl getirdiğini merak ettik. Ve Rauf kendi hikayesini kendi üslubuyla anlattı. Motor On ailesine hoşgeldin dostum.
- Motosiklete oldukça geç başlamışsın. Neden bu kadar çok bekledin?
Param yoktu. Ve sanıyorum para yüzünden motora ulaşamayacağımı düşündüğüm için motoru sevmediğime kendimi inandırmıştım.
Aslında belki bir sebebi daha var. Hayatımın uzun yıllarını, 6 yaşından 20 yaşına kadar kronik bir kekeme olarak geçirdim. 6 ile 12 yaş arasında hiç konuşamadım, özürlüler okulu olsa gönderilirdim. Bunu kendi kendime yendikten yıllar sonra “Korkacağım ne olabilir ki?” diye düşündüğümde iki şey buldum. Motosiklet ve köpek. Bir sabah işe giderken ani karar vererek Konya Selçuk Üniversitesi’ne kadar gidip bir akbaş kangal, motosikletle ilgili hiç bilgim olmamasına rağmen de dönüşte Florya’dan bir Suzuki Intruder 600 aldım.
- Sence motosiklet bir yaşam biçimi midir?
Motorcu yaşam biçimi diye birşey yoktur. Motora binebilecekler ve binemeyecekler vardır. Motora binebilmek beyin meselesi değildir, kalp meselesidir. Motora binebilmek sevda ve yürek ister. Hem sevda ister, hem yürek ister.
Günümüzde insanların büyük bölümü sadece aklıyla, geri kalan kısmı sadece kalbiyle hareket ediyor. Motorculuk işte bu ikisini harmanlamaktır. Sadece aklıyla hareket eden insan motora binmez, arabaya biner. Motor sevda ister, sevda ise akıldan uzak birşeydir. Delikanlı işidir, sevda işidir, yürek işidir.
“Hayatımın uzun yıllarını, 6 yaşından 20 yaşına kadar kronik bir kekeme olarak geçirdim. 6 ile 12 yaş arasında hiç konuşamadım, özürlüler okulu olsa gönderilirdim. Bunu kendi kendime yendikten yıllar sonra “Korkacağım ne olabilir ki?” diye düşündüğümde iki şey buldum. Motosiklet ve köpek.”
- Peki aynı zamanda maçoluk mudur? Motorculuğun doğasındaki sertlik klişesi buraya mı dayanıyor?
Hayır, ilgisi yok. Delikanlılık erkek tanımı değildir, kadın olsun, erkek olsun, motorculuk yürek ister. Ama şu var ki yürek isteyen tanımı ön plana çıkmışsa onu maço zannedebilirsin, sevda yönü ön plana çıkmışsa naif zannedebilirsin.
Bu sertlik imajı, sevdasını gizleyip yürekliliğini ön plana çıkarmış kimselerin vitrini olsa gerek. Motora binerek ne kadar sert olabilirsin ki? Bu iki tekerlekli bir vasıta sonuç itibarıyla. Ayrıca son derece kibar, ilgili, bilgili ve görgülü kadın ve erkeklerin de kullandığı bir araçtır motosiklet.
- Sence biz motorcular olarak toplumun içinde toplumun geri kalanından ayrı, belli bir karakteristik gösteriyor muyuz? Serseri miyiz? Çılgın mıyız? Entellektüel miyiz? Kıro muyuz?
Hepsiyiz. Herbirimiz kendi içinde olduğumuz tarzı savunuyoruz ve toplumun içinde bunların hepsi var. Önemli olan bir motorcuyu dışarıdan, belediye otobüsünden ya da jipinden izleyen bir insanın gördüğünde hissettikleri. İşte o adam bunların hepsini görüyor. Yeri geldiğinde serseri motorcu görüyor, yeri geldiğinde son derece lüks bir aracın üzerinde karizmatik birini görüyor, yeri geldiğindeyse marjinal bir ihtiyar amca görüyor. Dolayısıyla motosiklete binen insanları tek bir kalıba sokmamız çok zor.
“Günümüzde insanların büyük bölümü sadece aklıyla, geri kalan kısmı sadece kalbiyle hareket ediyor. Motorculuk işte bu ikisini harmanlamaktır. Sadece aklıyla hareket eden insan motora binmez, arabaya biner. Motor sevda ister, sevda ise akıldan uzak birşeydir. Delikanlı işidir, sevda işidir, yürek işidir.”
- Motorculukla mesleğin arasında bir ilişki var mı? Örneğin motorcu olmak daha iyi bir gazeteci olmanı sağlıyor mu? Yoksa mesleğin ve motorcu karakterin birbirinden tamamen bağımsız mı?
Bulunduğum mesleki pozisyon itibarıyla bana hiçbir faydası olmadığını söyleyebilirim. Patronum Türkiye’nin motosiklete binmek için hiç uygun olmadığını söylüyor ve iş hayatında bu şekilde aklını kullanarak konuşan bir insana söyleyecek birşey bulamıyorum. İş hayatında beyin geçerliyken, motorculukta -dediğim gibi- hem akıl, hem yürek gerekiyor.
- Profesyonel bir gazeteci olarak Türkiye’de son dönemde ivme kazanan motosiklet gazeteciliğini ne kadar başarılı buluyorsun? Motosiklet gazeteciliği sektöre özel diğer gazetecilik pratiklerine göre ne konumda?
Biz gazeteciler çoğu zaman bir kavanoz içerisinde yaşarız ve hayatı hep bu kavanozun içerisinden ibaret zannederiz. Türkiye’de gazeteciler olarak olayları haberleştirme anlamında çok büyük eksiklerimiz var.
Türkiye’de motosiklet gazeteciliği yapıldığını söyleyemem. Birkaç tane cılız teşebbüs var. Onlar da bunu malesef şahsi popülaritelerini geliştirmek ve o sayfaları diğer edinimlerine yol açmak için kullanıyorlar. Şu anda bütün misyon motosiklet dergilerine kalmış durumda. Onların da büyük çoğunluğu reklam pastasının peşinde. O yüzden motosiklet severlerin istedikleri ve ilgilendikleri haberleri okuyabilmeleri için birkaç sene daha geçmesi lazım. Bu alan henüz olgunlaşmadı.
“Türkiye’de motosiklet gazeteciliği yapıldığını söyleyemem. Birkaç tane cılız teşebbüs var. Onlar da bunu malesef şahsi popülaritelerini geliştirmek ve o sayfaları diğer edinimlerine yol açmak için kullanıyorlar. Şu anda bütün misyon motosiklet dergilerine kalmış durumda.”
- Bu sayıdan itibaren Motor On’da yazmaya başlıyorsun. Motor On okuyucularının senin köşeni okumaları için bir neden söyleyebilir misin?
En baştaki bir cümleyi okuduktan sonra yazıyı son cümlesine kadar okuyacaklarını düşünüyorum. Bunu iddialı bir ifade olarak değil, motosiklet okuyucusunun ne okumak istediğini bildiğime inandığım için söylüyorum.
2.5 yıldır kendi sektörüm olan havacılık da dahil hiçbir yerde yazmıyorum. Ama Motor On’dan gelen bu teklifi kabul ettim ve gurur duydum. Bu derginin sektördeki en güzel ve en önemli dergi olduğuna inanıyorum.
Röportaj:Murat Z. Özbilgi
Motoron Ocak 2008