Yalçın Özer’in aklına 2004 Atina Olimpiyatları’na motosikletle gitmek gelmiş. Bir sonraki projesi ise 2008 Pekin Olimpiyatları’na yine motosikletle gitmek. En yakın arkadaşı, bilgisayar programcısı Tarık Eren’i bu çılgınca proje için kandıran da o olmuş. Berlin’den yola çıkıp Avusturya ve Macaristan üzerinden Türkiye’ye gelmişler. Sonraki durakları ise Ukrayna, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan ve Çin. Biri 66, diğeri 63 yaşında bu iki delikanlıyı İstanbul’da bir yaz akşamı yakalayıp ibret ve kahkaha dolu bir sohbet etme fırsatı bulduk.
Ben sordum, siz sakın sormayın: “Motosiklet aşkınız mı?” diye. “Yo, motosiklet olmasa da olur” diyorlar gülmekten kırılarak. Ama 66 yaşında Berlin’den Pekin’e giderken altlarındaki taşıtları yalnızca iki tekerlekli ve ruhlarındaki gezgin bizim ruhumuzdakinin aynısı. Biraz düşününce; aslında belki de haklılar. Belki de hakikaten de motosiklet olmasa da olur. Motosiklet sonuçta bir taşıt. Eğer sizde onu hareket ettirecek yürek varsa, önemli olan işte o. Motosiklet denilen metal yığınının böyle bir yürek kadar önemi var mı hakikaten de?
İşte karşınızda hepimizden genç zihinleriyle iki ihtiyar delikanlı ve hepimizden cesur yüreklerinin yolculuk hikayesi.
Karşınızda - kendi deyimleriyle- “Disiplinli Deliler”.
Motosikletle Çin’e, olimpiyatlara gitme fikri nereden çıktı?
Tarık Eren – Her şey Yalçın’ın motosikletle dünya seyahati fikriyle başladı. Buna itiraz ettim. Ama Yalçın’ın korkunç bir ikna kabiliyeti vardır. Pekin olimpiyatlarına razı oldum sonunda. 2 sene önceydi, o zamandan beri hazırlanıyoruz.
Yalçın Özer – İlk defa 1960’da Roma Olimpiyatları’na Türkiye’yi temsilen jimnastikçi olarak katıldım. O zamandan beri hep olimpiyatlarla yaşadım. Bütün hayalim dünya seyahatine çıkmaktı ve Tarık da benim çocukluk arkadaşım. 2004 Olimpiyatları’na gittim önce, orada Tarık da ikna oldu. Böyle bir yola zaten yalnız çıkılmazdı.
Bildiğimiz kadarıyla Çin vizesi almak zaten zor. Siz bir de ülkeye motosiklet sokuyorsunuz. Bu nasıl mümkün oldu?
Yalçın Özer- Almanya Olimpiyat elçisi olarak izin kağıdı aldım, damgalı. Çin Konsolosluğu’na vize almaya gittik. Beyaz takım elbise giydim ve de kırmızı Pekin olimpiyatı tişörtü. Yakamda olimpiyat rozeti, omzumda da olimpiyat çantası asılı, olimpiyat reklam panosu gibiydim. Oradaki kadın memur tabi çok yetkili değil, ona demişler ki “Uçak bileti olmayana vize verme!”. Kadın bize bakıyor ve düşünüyor. Gelmişler iki ihtiyar, diyorlar ki “Biz uçakla değil, motorla gideceğiz”. Herkes bize bakıyor. Her tarafta kamera var, biliyoruz içeriden bizi izliyorlar.
(Gülüyorlar)
Tarık Eren – “Tekrar gelin” dediler içeriye. Nerede kalacağımızı sordular, otel rezervasyonunu verdik. “Bir kötülük yapmayacaksınız değil mi?” dediler. “Yok yahu!” dedik. “Biz olimpiyatlara gidiyoruz. Olimpiyatları çok seviyoruz.” Şaşkın şaşkın bakarak vizeyi verdiler.
Aileniz ne dedi bu projenize?
Tarık Eren – Ben hanımdan izin aldım.
Yalçın Özer - Ailelerimizden izin aldık. Hanımlarımızın oluru olmadan yola çıkamazdık zaten. Motorcu olarak bilmen lazım. Ailenle kavga edip iki tekerin üzerine çıkarak bir yere gidemezsin. Kafan dolu olarak yola çıkmak çok tehlikelidir.
Bu yolda sizi tehlikeler de bekliyor. Motosikleti tehlikeli bulmuyor musunuz?
Yalçın Özer – Motosiklet tehlikelidir, özellikle gençler için daha tehlikeli. Ben 53 yaşında ehliyet aldım. 40 sene öğretmenlik yaptım o yüzden genç motorcular varsa beni dinlesinler. Gençlerin motosiklet üzerinde kaybedecekleri çok daha fazla şey var. Siz her şeyi doğru yapabilirsiniz ama diğerlerinin hatası yüzünden yapacağınız bir kaza ve sonunda yaşayacağınız sakatlıkla hayatınız çok zor olur. Ben 50 yaşında sakatlansam bile hayatım büyük zarar görmez. Zaten bütün düzenim kurulmuş durumda, 2 sene yatarım yine bir şey olmaz. Ama gençler için durum böyle değil.
Peki madem motosiklete bu kadar geç başlamışsınız, neden motosikletle gidiyorsunuz Pekin’e? Çok mu seviyorsunuz motosikleti?
Tarık Eren – Yok canım!
(Hep birlikte gülüyoruz)
Yalçın Özer - Yok canım sen de! O kadar sevdiğimiz filan da yok. Madem hakikati yazacaksın yaz böyle. Ben şimdi hava mı basayım? “Ah motor aşkımdan ölüyorum” filan diye. Dün Tarık Taksim’de otelin önünde Sadri Alışık Sokağında yokuşta yüklü motoru yana yatırdı. Kaldırmadı bile, motoru bıraktı gitti. Dedi ki “ben duşa gidiyorum, ne yaparsanız yapın”. Tanımadığımız adamlar tuttu kaldırdı motoru, sürdü filan. Benim bu arkadaşım sinirlendi, motoru da eşyalarını da bıraktı, çekti duşa gitti.
Size deli diyen olmadı mı? Siz deli misiniz?
Yalçın Özer - Deli vardır çok disiplinli. Deli vardır disiplinsiz. Deli vardır hakikaten deli. Biz hakikaten deli değiliz. Bak adam bilgisayar mühendisi, deli olur mu hiç?
(Gülüyorlar)
Tarık Eren – Yahu benim işim gücüm mantık. Şu anki projemiz düşünülünce deli gibi görünüyoruz tabi. Aslında biraz deliyiz de bir yerde.
Yalçın Özer – Biz disiplinli deliyiz. Sen de öylesin. Biz hepimiz disiplinli delileriz. Şimdi ben bu saatten sonra otele gidip duşumu alacağım, hatıra defterimi yazacağım, şınav çekeceğim öyle yatacağım. Bilincin ve disiplinin yerinde olduktan sonra delilik yapabilirsin. Olacaksan disiplinli deli olacaksın. Yoksa kaybedersin.
Pekin’e gidip geldikten sonra ne yapacaksınız? Bu yolculuğun sonrasındaki planınız nedir?
Amacımıza ulaşmış olacağız. Dönünce de kitap yazacağız. Yaşadıklarımızı, hissetliklerimizi paylaşmak istiyoruz.
Röportaj:
Murat Z. Özbilgi
Motoron Temmuz 2008