İnsanların her gün işe gitmeleri gibi ben de her gün yollara düşüyordum.
Delhi’deyim. Yattığım yerde yavaşça uyanıyorum. Klimanın mırıltıya benzeyen sesi hipnoz etkisi yaratıyor. Tek bir kasımı bile oynatmadan yatıyor, keşke bütün gün yatakta kalabilseydim diye düşünüyorum. Yarı uyanık bir haldeyim ve gerçekliğin içime sızmasını istemiyorum. Ama sızıyor.
Agra’ya doğru yol alırken, Delhi’nin güneyinden uzanan yolun kenarındaki bir otelde kahvaltı etmek için uyanıyorum. Garson çocuk bardağıma yeşil limonlu soda koyuyor. Belki limon şurubundan, belki de sodanın şurupla reaksiyonu yüzünden, sıvı o kadar aktif ki köpüklerin yüzüme sıçradığını hissediyorum.
Hiçbir mahremiyetin olmadığı bu yerde önemsiz şeyleri aramaya başlıyorum. Ayrıntılara ihtiyacım var; yalnız başıma çay içmem, Pushkar’ın üzerinde mavi ayı seyretmem, bir Kerala kumsalında güneşlenmem ve dağ geçitlerini izleyerek Varanasi boyunca dolaşmam gerekiyor. Asıl istediğim büyük bir sürüş değil küçük şeyler. Fakat bu yolculuğu öyle planladım ki; ancak motosiklet üzerindeyken küçük şeylerin tadına varılabiliyor.
Masala çayı geliyor ve bardağıma koyuluyor. Ben çayımı yudumlarken, güçlü tavan vantilatörleri de bir yandan bayat havayı kahvaltı masalarına püskürtüyor. Zaman ve mekân olarak dünyanın ucunun tam yarısı uzaklığında sessizce oturuyorum. Evden çok uzaktayım ve pek geri dönüyor gibi değilim.

Radyoda diğerlerinden hiç ayırt edemediğim geleneksel bir şarkı çalıyor. Yumuşak bir ses kaybettiği aşklara, kazandığı aşklara, içinde tuttuğu aşklara ya da aşksızlığa dair şarkı söylüyor. Ayrıca iyi veya kötü geçen hasatlardan, tanrılara nasıl tapınıldığından ve köyün mutlu mu yoksa mutsuz mu olacağından bahsediyor zaman zaman. Bu kadar basit olmak, ne kadar da basit!
Masala çayı bol şekerli. Hintlilerin damak zevki, bol şekeri seviyor. Bir Hintlinin en mutlu olduğu an şekerli bir şey yediği veya ağzının kekle dolu olduğu andır.
Madan; Madan sessiz ve zeki bir adamdı. Konuşmak için yanıma geldi. İnsanların yabancılara karşı rahat konuştuğu gibi o da benimle rahat konuştu. Beraberimde götüreceğimi bildiği sırlarını bana anlattı. Bu tıpkı kutsal bir ağaçla konuşmak gibiydi. Kalbinizdeki her şeyi dökebilirsiniz, dallar ve yapraklar bir kelime bile olsun onları fısıldamayacaktır.

*Madan
Madan on altı yaşında evlenmiş. Evlendiğinden beri yani tam yirmi dört yıldır karısını yılda yalnızca 10 gün görmüş. Yirmi yıldır evinden uzakta. Rajasthan Moteli’nde çalışmış. Karısından ayrılmayı düşünemediğini, çünkü köylerde anlaşmalı evliliklerin hayat boyu sürdüğünü söyledi. Ondan ayrılırsa köy sakinlerinin onu kovacaklarını söyledi. Agra ile Jaipur arasındaki yolda oturan ailesine yalnızca dört saatlik bir otobüs yolculuğuyla ulaşabiliyor ama patronunun izin verdiğinden uzun süre motelden ayrılırsa işe bir daha dönmemesi söylenecek. Diğer milyonlarca düşük ücretli çalışan gibi Madan da feodal bir sürecin kölesi ve bu süreç hayatının neredeyse bütün yanlarına hükmediyor. Masala çayımı bitirip ayrılıyorum. Bu iş benim için böyle. Çünkü istediğim an hatta her zaman ayrılabilirim. Madan’ınkinin tersine, benim dünyamda hep hareket ediliyor ve asla bir yerde kalınmıyor.
Yolun ilerisinde, her zamanki ses kakofonisi gördüğüm şeyle tam olarak uyuşuyordu. Ucuz gömleklerle tıka basa dolu motorlu riksalar, yan selelerinde şişman eşlerin oturduğu scooterlar, iki tekerleklilere sıkışmış yığınla zayıf adam, o aptalca gülümsemeyi takınmış halde başlarını o yana bu yana sallayan kamyon sürücüleri.

Solda bir McDonald’s gördüm. Eski günlerin hatrına Meksika dürümü yanında da patates kızartması aldım.
Madan hakkında biraz daha düşündüm. Kazanılmış ve yitirilmiş aşklar. O üç çocuğun tartışmasız babası, bense eski karısının hayatında yeni bir erkeğe yer açmak için kenara ittiği baba. Bu bir Paralel Dünya. Karşıtlıklarla dolu bir diyar. Parçalara ayrılan anların olduğu zihinsel bir panorama. McDonald’s’ın penceresinden dışarı bakınca Agra veya Hyderabad’a yaklaşan taşıyıcıların korna çalarak yavaş yavaş ilerlediğini gördüm. Ulusal izne sahip olan bu taşıyıcılar Hindistan’ı kat ediyor olacaktı ve ben de güneye yönelirken sürekli olarak onlarla karşılaşacaktım. Shri Ravi Shanker’i görmek istiyordum ama Ağustos’a kadar ülke dışında olacaktı. Beatles Gurusu’na hayat hakkında ne düşündüğünü sormak istiyordum, çünkü o sırada ben ne düşüneceğimi bilmiyordum...
Delhi’ye geri dönüşümde Caroline ile beraber sürdüm. Caroline Afrika’da zor yollarda seyretmiş ve iki kişi binilmesi en zor motosiklette arka selede oturmuştu. Bunu yapabilecek çok az kadın biliyorum. Sonra o gitti!
Ben de ıslak yolda Agra’ya doğru yola çıktım. Bütün o görülecek ilgi çekici şeyler içinde ilgimi çekecek hiçbir şey görmedim. Yeni dalga Hint mimarisi heyecan vericiydi ama o an için tek gördüğüm şey çiziklerdi.

*Yeni dalga Hint mimarisinden bir örnek...
Herkes dostaneydi. Fakat bütün hissettiğim özel alanımın işgal edilmiş olmasıydı. Eve gitme zamanı gelmişti, sonra evimin yol olduğunu hatırladım. İşler iyiye gidecekti!
|