Carlos Pas’taki yeni arkadaşlarım beni okadar güzel karşıladılar ki buradan ayrılmak istemiyorum. Bazen kalmak ile gitmek-yol almak arasında insan kendi içinde savaşlar veriyor.

Bu yolculuğu tamamlanamaz kılan bir şey. Yol alacak olmak bazen sadece daha kalacak zaman varsa güzel oluyor. Herkes yol alabilir herkes gidebilir ama sır yol alınmayan durulan zamanlarda ne yapılacağında yatıyor. Bazen yolculuk güzel yemekler yemek ile birlikte kıyaslanıyor. Tamam güzel yemekleri bulup yemek harcanan efora değecek bir şey olabilir ancak yedikten sonra dinlenirken onları hazmetmek daha da güzel. Bugün hazımsızlık çekiyorum çünkü çok fazla yolculuk yedim. Yolculuğa doydum.

Güneş halen yukarıdayken kendimi Tilkara’da taşlarla döşenmiş kısıtlı bir köy yolunda aile havası olan bir kafe ararken buluyorum. İçeriden hafif bir müzik geliyor. Duvardaki boyalarda yerel müziğe kadar her şey sakinliği-durgunluğu destekliyor. Caddenin aşağısında tek tip giyinmiş okul çocukları evlerine gitmek üzere sınıflarını boşaltıyor. Yolun yukarısındaki pazarda ise bir sürü şapkacı var. Aynı zamanda parlak renklerde örgü işleri satan yerleri görüyorum. Yanı başımda yaşlı bir adam oturuyor. Kendisiyle tanıştık isminin Rodolfo ve kendisinin bir şair olduğunu öğrendim. Duramıyorum, rahatsızca kalkıp erken bir son ile verimli yeni bir güne doğru yola düşüyorum.

Kafamın içinde hazımsızlık. Rodolfo kalmam için bir yer sonrasında da bir kahve önerisinde bulundu. Bu dar yoldan yukarıya dağın yaz sıcakları ile kahverengileşmiş yamacına doğru sürüyorum.

Not 2
Arjantin’den ayrılmak zor değil. Gümrük ve pasaport kontrolleri giriş çıkış işlemleri Bolivia ile karşılıklı entegre edilmiş. Prosedürler oldukça iyi işliyor. Pasaportun damgalanması ve özel imzaların atılması sadece birkaç dakika sürüyor.

İki arkadaşça ülkeyi ayıran, sel suları için yapılmış köprüden geçtim. Yolun ilerisinde beni bir polis durdurarak yol ücret ve vergileri için 5 Bolivya Lirası talep etti. Ayrıca gece sürmemem gerektiğini belirttikten sonra uyarmayı da unutmadı; “yolda eli silahlı haydutlar karşına çıkabilir sakın durma!”.

Yol kötü, bozuk ve kıvrımlı. Aslında Nubia ve Didi Gugalu Çöl yolu ile karşılaştırırsak okadar da kötü değil. Güneş aşağılarda ve gölgeler uzadı. 3600 metrelerdeyim ve halen rampa çıkmaya devam ediyorum. Bitkiler irtifa nedeniyle kavruk. Ağaç, çalılık gibi hiçbir şey yok, sadece Cordillera’nın Bolivya tarafının şahane manzarası var.

Yavaş yavaş küçük köyler görünmeye başlıyor. Bazı binalar yeniden karşımda. Duvarlar la çatı aralarını pervazlar dolduruyor. İçlerinde oturulabilecekmiş gibi durmuyorlar ama bunun pekte bir önemi yok gibi aileler karanlıkta bir taraftan diğer tarafa yürüyor. Haydutlar yok. Birkaç yaşlı kamyon şöförü, çocuklar… hiçbirinde silah yok. İnsanlar pis bir suda çamaşır yıkıyor. Kuşlar yok. Karanlıkta Tupiza’dan birkaç km. önce baş döndürücü kayaların silueti ni görüyorum. Haşmetleri ile sanki burada durup dinlenmemi söylüyorlar. Motosikletin farları ile aydınlanan tüneller canlı birer şiir. Bir Hotel buldum, yiyecek bir şeyler ve internet cafe sonrasında doğruca uyumaya.