Neredeyse Tüm İstanbulluların uyuduğu gecenin kör karanlığında, Chopper Custom köşemizin yorumcusu ve el yapımı motosiklet ustası Aykut Tataroğlu’nun yanına, Almanya’ya doğru yola çıkıyorum. Stuttgart hafta sonu yağmurlu görünüyor ama zaten İstanbul’a da sağanak geliyor… Hava alanında bilet işlerimi tamamladıktan sonra banklarda uyuklayarak uçaklarını bekleyen yolcuların arasında yerimi alıyorum. Sonra bankaların lounge olarak adlandırılan bekleme salonları ve sundukları çeşitli yiyecek içecek servisleri aklıma geliyor ve elimi cüzdanıma atıp kuruculuğuna ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de katkıda bulunduğu bankanın kartını kontrol ediyorum; yerinde duruyor. Ve istikametimi en kısa yoldan bankanın bekleme salonu olarak belirliyorum. Açık büfe kahvaltı ve çeşitli içeceklerle küçük bir ziyafet yapıyorum; belli ki bu yolculuk oldukça zevkli olacak!
Uçakta pencere kenarındayım. Zagrep dağlarının karlarla kaplı zirvelerini seyrediyorum. Milli hava yolumuz ikramlarında oldukça bonkör. Kafam biraz bulanık ama sırtım pek, karnım tok. TK 1701 uçuş numaralı uçağın pilotunun Stuttgart hava alanına martı gibi süzülüp hayatımda yaşadığım en iyi inişi gerçekleştirmesinin keyif ve şaşkınlığını yaşıyorum. Mükemmel çalışan kaydırmalı debriyaja sahip bir Hipermoto’nun vites küçülterek yavaşlamasına benzer bir hisle uçak pistteki yerini alıyor. Öyle ki iki üç teyze ve heyecanlı bir iki dayı alkışı koparıyor…
Yanıma pek fazla eşya almamış olmama dua ederekten el bagajımla hava alanından en önde kendimi dışarı atıyorum. Bir telefon konuşması sonrası üstat Aykut Tataroğlu ile buluşuyoruz. Kısa bir hasret giderme merasiminin ardından otoparka doğru yöneliyoruz. Yolda Aykut Tataroğlu’nun el yapımı motosikletlerinin tümünün tek kişilik olduğunu göz önünde bulundurup “acaba neyle geldi” diye soran bir baloncuk hep aklımın bir köşesinde duruyor. Üstat’ın elinde kart benzeri bir araç alarmı ile yan yana sıralanmış Alman ekolünün müthiş araçlarının yanından “Acaba bunun 4’lüleri mi yanacak? Yok değilmiş… Ya bu?” diyerek geçiyorum. Ben 4 kapılı araçlardan o alışıldık “pıykk pıyykkk!” sesini beklerken arkasından geçmekte olduğumuz siyah Corvet’in bagajı üstadın kartı biraz oynatmasıyla açılıveriyor; “Çantanı at” diyor üstat. Yüzümde bir büyük bir tebessüm oluşuyor. Tabi ya, tek koltuklu motosiklete binen kişi arabanın 4 koltuklusuna binecek değil ya, iki koltuk yeter de artar! Biliyordum, güzel bir gezi olacağını biliyordum!
Ben: Aykut abi hayırlı olsun. 2010 di mi bu?
Üstat: Evet, 2010 Z6 C6. Bunların motorları elle toplanıyor makinede değil. 505 beygir gücünde 8 silindirli.
-Hımm, tamam abi şimdi anlaşıldı. El yapımı ve güçlü bir makine yani… böyle benzer motosikletler yapan birisini tanıyorum ben…
Üstat gülüyor. Yolda, 505 beygirin hepsini birden ara sıra şahlandırarak üstadın iş yerine doğru ilerliyoruz. Gerdirilmiş asker yatağı çarşafı gibi duran Alman asfaltı çabucak tükeniyor ve mağazanın önüne geliyoruz. Henüz kimse yok. Üstadın mağaza kapısını açmasıyla hafif bir yağla karışık benzin kokusu yüzüme vuruyor. “İşte bu” diyorum “Mutluluğun kokusu”.
İçeri giriyoruz. İlk önce tamamen el yapımı 9 silindirli motor benzeri odun sobası gözüme çarpıyor ve o an içerisinin oldukça serin olduğunu hissediyorum. Her yerde motosiklet parçaları var. Kafamı kaldırdığım gibi en genişinden 4 arka lastiği görüyorum. Allah’ım işte buradalar. Stage I, Stage II, Tatar ve Osmanlı...
Aykut Tataroğlu'nun son tasarımı Osmanlı isimli el yapımı motosiklet.

A T Cycles (www.handmadecustom.de)

Şovun gerçekleştirildiği Phoenixhalle'den görünüm.
Almanya hatırası...
Almanya gezimizin devamı ve AMD Avrupa Custom Motosiklet Şampiyonası Motoron 2010 Mayıs sayısında sizlerle olacak…
Ahmet Köseoğlu