22 Aralık 2003’te Buenos Aires’ten çıktığı yolculuk onu 4.5 yıl boyunca 150,000km yol, 29 ülke, 3 kıta ve bir evliliğe götürmüş. Barcelona’da tanıştığı Alman doktora öğrencisi Elke şimdi Gustavo’nun yalnızca yol arkadaşı değil, aynı zamanda eşi. Birlikte bir hayatı, Avustralya’ya kadar devam eden bir yolu ve en önemlisi bir rüyayı paylaşıyorlar.
Bu yolculuk dünyanın bir ucundan diğer ucuna yalnızca motosiklet üzerinde gidilen bir yolda devam ediyor. Bu yolculuk hayatın olmazsa olmazı zannedilenlerine meydan okumakla ilgili bir rüya. Bir sabah işe değil de Brezilya’ya doğru yola çıkmakla başlayan ve yalnızca o 5-6 seneyi değil, bir insanın hayata bakışını baştan aşağı değiştiren bir rüya.
Böyle bir yolculuğun hayali, bu rüya size tanıdık geldi mi?
Neden YBR? Neden bu kadar uzun ve zor bir yolculuk için küçük bir motosiklet seçtiniz?
Gustavo - Daha önce bir Transalp’im vardı. Çok iyi durumda değildi, onu satıp küçük ama iyi durumda bir motosiklet alarak yola çıkmaya karar verdim. Çünkü o zaman 20 günlüğüne Rio De Janeiro’ya gideceğim diye yola çıkmıştım. Ama bir daha hiç geri dönmedim. O yüzden motosikletim de bu oldu.
Elke – Benim için de şanslı bir tercih oldu çünkü Gustavo’yla tanıştığımda doktorasının tam ortasında bir öğrenciydim ve hayatımda hiç motosiklet kullanmamıştım. Küçük bir motosikleti kullanmayı öğrenip alışmak çok daha kolay oldu.
Mesleğiniz nedir?
Elke - Gezginim. Gustavo – Gezginim. Elke- Şimdi ikimiz de gezginiz. Hayatlarımızı değiştirerek birer gezgin olduk. Hayatlarımızı tamamen değiştirdik çünkü hayallerimiz vardı ve o hayalleri gerçekleştiremiyorduk. Bir şeyler yanlış gidiyordu.
Şimdi hayallerinizi gerçekleştiriyor musunuz?
Evet kesinlikle. Hayalleri hep bir şeyler için erteliyoruz. “Zamanım olunca yaparım, param olunca yaparım, koşullar uygun olunca yaparım” diyoruz. Bir şeyler olmasını bekliyoruz, doğru zamanın gelmesini. Koşullar hiçbir zaman uygun olmuyor ve beklerseniz doğru zaman hiç gelmiyor.
Eski avantajlarımızın çoğunu kaybettik. Bir ev, bir yatak, düzenli bir maaş, güvenli bir gelecek. Sevdiklerimizi, ailemizi çok daha az görebiliyoruz. Ama rüyamızı gerçekleştirmek için bunlardan fedakârlık ettik.

Peki bu rüyanız ara sıra kabusa dönüşüyor mu?
Zor zamanlarımız oluyor tabi ki. Bu işin zaten kendisi zor. Tüm yol da zorluklarla dolu. Bazen bilet ya da benzin alacak kadar paramız bile olmuyor. Ama işin en zor tarafı bunlar değil. Böyle bir yolculuğun en zor tarafı yola çıkma kararını almak. Kararı aldığınız zaman zorlukların yarısı geride kalmış oluyor.
Zorluklar yaşıyoruz ama biliyoruz ki Avustralya’ya ulaşacağız. Rüyamızı takip ediyor, rüyamıza inanıyoruz. Bu bir rüya, kâbus değil. Kâbus eskidendi. Her sabah uyanıp trafikte 40 km okula ya da işe gitmekti kâbus.
Sizinle gelmek isteyen oldu mu hiç?
Gustavo - Bunu o kadar çok duydum ki. O kadar çok gelmek istediğini söyleyen oldu ki. Ama hiç gelen olmadı.
Elke - Bazı ülkelerde aylarca kalıyoruz, 3-4 ay, 6 ay, 8 ay kaldığımız yerler oldu. Uzun süre kalmazsanız o ülkeyi tanıyamıyorsunuz. Biz hiçbir zaman otellerde kalmıyoruz. Bizi davet eden insanlarla birlikte kalıyoruz. Bu şekilde halka karışıyor ve insanların hayatlarını öğreniyoruz.
Türkiye’de 3 hafta kalacağız. Artık hızlanmak zorunda kaldık çünkü seneye Avustralya’da olmak istiyoruz. Bir sebebi de finansal zorluğumuz. Avrupa’da para bulmak kolay, motosiklet toplantılarında DVD’lerimizi, haberlerimizi ve diğer malzemelerimizi satarak para bulabiliyorduk. Doğuya doğru gittikçe gelir seviyesi düştü ve gezimizi finanse etmek zorlaşmaya başladı.
Peki bu yolculuğun sonu gelince bu rüya bitecek. O zaman ne yapacaksınız?
Bilmiyoruz, tam planlamadık. Ama bir kitap yazmak istiyoruz. Öğrendiklerimizi anlatmak istiyoruz. Çok şey öğrendik.
Mutlaka denemek gerektiğini öğrendik. Yanılmak mümkün ama denemezsen başaramazsın.
Her şeyin bir çözümü olduğunu öğrendik. Yolda hep bir sorunumuz oluyor, çözülmezse yola devam etmemizi engelleyen sorun. Ve o sorun her seferinde çözülüyor. İnsan yola hep devam ediyor.
Bir kitap yazmak ve bunları anlatmak istiyoruz. Dünyadaki insanlara demek istiyoruz ki aslında tüm insanlar aynı. Herkesin önyargıları var. Doğulunun Batılıyla, bir milletin diğeriyle, bir dinin öbür dinle ilgili önyargıları var. Bu önyargıların yanlış olduğundan şu sebepten dolayı eminiz ki olumsuz iddialar hep komşu ülkelerle ilgili. Bu önyargıların tamamen politik olduğunu ispatlıyor. Çıkarların çatıştığı yerde politikacılar kötü bir şey söylüyor, insanlar da inanıyor. Bu gezdiğimiz her yerde aynıydı. Herkes diyor ki yolunuz buraya kadar iyiydi ama bundan sonrasına dikkat edin. Bizi hep bir sonraki adımda büyük tehlikeler beklediğine inanıyorlar. İnsanlar buna gerçekten inanıyorlar. Tüm dünyaya anlatmak istiyoruz ki bütün ülkelerde insanlar hep aynı.
Türkiye’de de insanlar aynı mı? Türkiye’yle ilgili nasıl önyargılar var?
Elke – Aynılar. Burada da çok iyi ve çok sıcak karşılandık.
Gustavo – Türkiye çok güzel bir ülke.
Elke – Ben Berlin’de yaşıyorum ve orada çok Türk var. Çoğunluğu Türkiye’nin geri kalmış bölgelerinden gelmişler ve oldukça tutucular. Toplumla çok fazla karışmıyorlar, kendi içlerine kapalı bir hayat yaşıyorlar. Biraz bu önyargılarla geldik ama gelince burada çok daha Avrupalı bir toplum gördük.
Gustavo – Ben pek bir şey bilmiyordum Türkiye’yle ilgili. İstanbul’un bu kadar modern bir şehir olduğunu görmek benim için şaşırtıcı oldu. Bence bu ülke doğu ve batının bir karışımı.
Bir önyargımız daha vardı aslında. Türk arkadaşlarımız İstanbul trafiğindeki motosiklet kullanma tehlikelerine karşı bizi uyardılar. Kesinlikle haklılarmış. En şaşırtıcı olan da yollarda motorcuların kask takmamaları. İnanılmaz bir şey. Bir de kurye motorcularına çok şaşırdık. Hem çok yetenekli sürücüler, inanılmaz sürüş yetenekleri gösteriyorlar, hem de inanılmaz oranda tedbirsizler, çok tehlikeli ve korumasız sürüyorlar.
Peki klasik bir soruya cevap vermek ister misiniz? Türk motosikletçilerine mesajınız var mı?
Hep söylediğimizi söylemek isteriz: ‘Rüyanızdan vazgeçmeyin.’
Ve bir şey daha: Lütfen kask takın!
Motoron Ağustos 2008
Röportaj: Murat Z. Özbilgi